Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın inanç konusunu, psikoloji başta olmak üzere pozitif bilimler perspektifinden ele aldığı, Mart ayında çıkan son kitabı İnanç Psikolojisi’ni okuma fırsatı buldum sonunda. Önsöz bölümünde “Sorgulanamayan, bilimsel yöntemlerle test edilemeyen, üzerinde çalışma yapılmamış, akıl yürütme yöntemleri ile incelenemeyen hiçbir inanç sağlam değildir” diyen Tarhan, kitabın amacını da açıklamış oluyor. Kitap; inancın epistemolojisi, inanç geni tartışmaları, ruh, bilinç, akıl, niyet, nefis, ilham, zaman gibi konuları içeren birçok bölüme ayrılmış. Aşağıda, kitaptan yaptığım alıntılardan sanatçı ve ilham konusunda olanlar özellikle ilgimi çekti:
“2007 yılında bilim camiasında insanda bulunan ayna nöronlarının keşfedilmesiyle, kişideki sevgi, öfke gibi güçlü bir duygunun, yanından geçen bir başka kişiyi etkilediği bilgisi ortaya çıktı. İnsandaki bu baskın his, kişi farkında olmadan karşıdaki insanda ayna sinir hücrelerini harekete geçirmekte ve o kişiye karşı ya sevgi ya da öfke gibi duyguların oluşmasına sebep olmaktadır.”
***
“Orta Çağ’dan evvel, her şey ruhani indirgemecilik fikriyle açıklanmaya çalışılıyordu. Newton’la birlikte materyalist indirgemecilik dünyaya hâkim oldu. Bugün ise holistik yani “bütüncül” yaklaşımlı iki gerçeklik değerlendirmesi birleşmektedir. Holistik yaklaşıma göre, her şey bir diğeri ile ilişkilidir ve birbirine bağlıdır. Gözlemler sonucu oluşan bilimsel prensipler de bu görüşü desteklemektedir.”
***
“Varoluş konusuna aşırı derecede zihin yoran kişiler de mistik deneyim yaşayabilirler. Nasıl ki tutkulu bir aşık sevdiği kişinin hayalini her yerde ve her şeyde görürse, takıntılı kişiler de üzerinde fazla düşündükleri konularda halüsinasyon yoğunluğu yaşayacaklarından imajinasyon meydana gelebilir. Bu imajinasyon şairlerin, ressamların, bestekârların kısacası sanatçıların sezgi ve ilhamlarını açıklamaktaki en önemli veridir.”
***
“Bir kimse uykudayken, rüyadayken bir şey görebilir veya bir icraatta bulunabilir. İki yılanı birbirine sarılmış görüp, kimyadaki “benzen halkası”nı bulan bir araştırmacı gibi, Wagner, uyku esnasında yani beynin 40 frekanslık dalga ürettiği esnada evrendeki akıllı enerjiye ulaşıp oradan bir müzik yakalamış ve bunu notaya dökerek muhteşem bir beste yapmıştır. Bu ve buna benzer üretimlerde beyinde 40 hz’lik bir frekans ürettirecek bir yoğunluğun muhakkak olması gerekir. Sezgisel düşüncenin ortaya çıktığı bu anlara “ilham” diyoruz. Bir anda ortaya çıkan sembolik düşünceler tam anlamıyla beynin ürünü değildir. Çünkü beyinde böyle bir malzeme yoktur. Eğer Einstein buluşlarını yapmasaydı, elli sene sonra onun keşiflerini yapacak bir başkası muhakkak olacaktı. Ancak Mozart’ın yaptığı besteleri yapacak birisi olmayacaktı; çünkü Mozart’ın ortaya koyduğu eser, bilgi birikiminden ibaret değildi.”