Hayat üzerine notlar – II

By sadıkmeriçli
hayatvar

Elit İşcan Beş Vakit'ten sonra Hayat Var'da da oldukça başarılı

Bütün o arabeskliğin içinde, babasının Hayat’a getirdiği oyuncak o kadar büyük bir tezat meydana getiriyor ki oyuncağın söylediği şarkı ve ardından attığı kahkaha bir süre sonra sinir bozucu bir hal alıyor. Ancak, var olan sinir bozuculuğuna rağmen oyuncak, Hayat’ın hayatla tek bağı gibi duruyor. Filmin sonunda kendine yeni ve daha kuvvetli bir dayanak bulduğunda da oyuncağa ihtiyacı kalmıyor zaten.

Dikkatimi çeken bir sahne de Hayat’ın dedesine verilen paraları alıp peşindeki çocuğa hiçbir şey demeden vermesiydi. Hayat, daha önce okulda getirdiği çikolata ve keklerle okuldaki çocukların “arkadaşlığını” kazanıyordu. Bir şeyler vererek insanlarca kabul görüyordu. Hatta ondan hoşlanan çocuğu bu sayede kıskandırıyordu bile. Bu para onun için önemli, televizyonunu geri getirebilecek bir şey. Fakat o tüm bunlara rağmen parayı çocuğun eline sıkıştırıyor. Belki de tüm umudunun onda olduğuna inanıyor, bilmiyorum. Filmin sonunda da İstanbullu olup olmadığını sorması ve olmadığını öğrenince gülümsemesi bundan olsa gerek.

Filmin sonuna mutlu da mutsuz da demek zor. Reha Erdem mutlu son değil de umutlu son olduğunu söylüyor. Bana mutlu bir “mutlu olmayan son” gibi geldi daha çok. Ucu açık; gidiyorlar ama nereye, nasıl? Kaçıştan çok bir tur atıp dönecekler gibi. Nereye dönecekleri de belli değil. O kadar büyük düşünecek durumda olduklarını da sanmıyorum çünkü onların her şeye rağmen çocuk olduğu vurgulanıyor finalin her karesinde. Sonuç olarak Hayat Var, Beş Vakit’in gönlümdeki tahtını ele geçiremese de, tekrar tekrar izlenecek, diğerlerinde olduğu gibi üzerine uzun uzun düşünülecek bir Reha Erdem filmi olarak beni etkiledi. Yılın başında olmamıza rağmen yılın en iyi filmlerinden biri olacağına inancım tam.

Reha Erdem’in film hakkındaki röportajının tamamı Altyazı‘nın Mart 2009 sayısında.

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.